Wednesday, July 25, 2007
Thursday, July 19, 2007
Şalgam ve Kedi'nin Öyküsü
Şalgam vardı. Anlatamıyordu derdini. Mordu, karizmadan yoksundu, dahası turşusu kurulurdu, turşu dışı halinin esamesi okunmazdı. Kışın aranır yazın unutulurdu. Ve bir de Kedi vardı; gururluydu Kedi. Gururundan yürürken etrafına bile bakmaz idi. Arkadaş oldular bir gün, Şalgam ve Kedi. Beraber mumun aleviyle oynadılar. Balık pazarına gidip taklalar attılar. İkisinin de çocukluklarının geçtiği yerdi, yadırgamadılar. Oynarken unuttular tabi, Şalgam ezikliğini, Kedi soğukluğunu. Oynarken bir oldular. Yek ruh olunca vücut aradılar. Kedi oldular; olmadı, Şalgam oldular; olmadı. Böyle uyumsuz, böyle tutarsız bir beraberlik için aradılar, taradılar ve sonunda insanı buldular. Sevinerek yerleştiler insan vücuduna. Hem vakur, hem tedirgindiler, çünkü Şalgam ve Kedi’ydiler.
O gün bugündür her insanın içinde bir şalgam bir de kedi yaşar. Ve biri diğerine mütemadiyen şaşar.
O gün bugündür her insanın içinde bir şalgam bir de kedi yaşar. Ve biri diğerine mütemadiyen şaşar.
Wednesday, July 18, 2007
İlhan Berk'i özlemek

Bilen bilir. İlhan Berk özlenesidir. Ölmeyesidir. İlhan Berk uzun bir adamdır, bir bodrum heykelidir. Arkadaşlığın mucizesine inanmış, şarabı çok sevmiş, yazarak mutsuzlaşmış, çizerek hayatı sevmiştir. Postanede karşıma çıkıp, 2 gününü benimle geçirecek kadar yüce gönüllüdür. Asırlarca yaşamalıdır, ve ilkine dokuz kalmıştır. Hayatımı anlamlı kılar. İlham verir. Yanına gitmemi beklemesini istediğimdir.
Sunday, July 08, 2007
mutluluğun 3 Ksı-kekik, kedi ve karpuz
Haftalık pazar eklerini okuyarak, akşamdan içilen alkolün geçmesi için kendine iyi davranılan bir Pazar günündeyim. Mekan Assos olunca herşey daha kolay, daha acısız oluyor, alkol recovery'si bile... Tanrı'ların ülkesinde yaşadığımızı göstere göstere göze sokan bir yer burası. İnsanlar hoş, su muazzam, dünyanın en güzel sessizliği, en güzel gökyüzü kesiti. Mutlu olmak için hiçbir şey yapmak zorunda olmadığın, mutluluğun her tarafı kapladığı bir yer. Geri dönmek için bir tane sebep bile görememe rağmen, geri dönecek olmak bile mutluluk veriyor. Ne tuhaf. Düşünüyorum ve hayatı tatil ve tatilsizlik arasında gergin bir ip üzerinde yaşamak zorunda olmanın bir tane bile geçerli sebebini bulamıyorum. Hep tatil kıvamında bir hayat yaşamak hiç zor olmamalı. Bunu isteyip de bir türlü beceremeyenelerin ise bir basiretsizliği olmalı. Bu basiretsizliği liflerine ayıracağım ve sözde bilerek ve isteyerek seçmiş olduğumuz bu gergin hayatı neden her ne pahasına olursa olsun korumak istediğimizi bir gün muhakkak anlayacağım. O zamana dek, gelsin cuma akşamı hezeyanları.
Friday, June 29, 2007
neden neden neden
Erkekler hayattan neden korkar?
Gerçekten bilemiyorum. Anneleri tarafından küçük prens olarak yetiştirilmiş oldukları için diye düşünürdüm. (O da etkilemiştir mutlaka). Ya da genetik bir bozukluk. (Anne karnına düştüklerin andan itibaren çetin şartlara daha dayanıksız oldukları da bilimsel bir gerçek) Ya da günü kurtarmak üzerine kurulu bir mekanizmaları olduğu için ( avlandıkları dönemden kalma bir şey)...bilemiyorum. Ama hayatta mutsuz olmaktan korktukları için mutsuz olan, hayatla karşılaşmaktan tırstıkları için hayata başlayamayan o kadar çok erkek çocuk yetiştirildi ki bu dünya üzerinde. Bügün o mutsuzluk ve basiretsizlik bulutunun ağırlığı altında eziliyoruz insanlık olarak. Bunun dünyaya verdiği hasarı düşünmek bile istemiyorum.
Nedir erkeklerin aradıkları? Neyle mutlu olurlar? Ben mutluluklarının şartlardan bağımsız olarak kendi hakkındaki tahayyüllerinde gizli olduğunu düşünüyorum. Kendileri hakkında o dönemde kurdukları hayale ters düşerlerse, mutsuz er kişi vakası vuku bulur.
Hepimizin hayatında kendisine acı çektirmiş sonra gidip başka bi kadınla şıp diye evlenmiş erkekler vardır muhakkak. Eziyet objesi olarak neden seni seçmiştir, sonra o diğer kadına neden nazlanmadan teslim olmuştur hala bilemiyoruz. Diğer kadın kendisini daha mı çok mutlu etmiştir, hayır büyük ihtimalle. Bir teslimiyet ihtiyaçları olduğu da gerçek. Bunu da cebimize koyalım. Belki de nasıl dünyadaki tüm dişi canlılar nesil yetiştirmek için en uygun baba adayını aramak gibi bir güdüyle hareket ediyorlarsa, erkekler canlılar da teslim olabilecekleri (kendisine sonraları tehlike arz etmeyecek) bir dişi arama gibi bir güdülenme içindedirler. Bu arada “hala çok gencim” söylemini de unutmamak lazım. Sorumluluk almak için çok gencim. İlerlemek için çok gencim. En az bu kadar klişe Amerikan filmlerinde karşımıza çıkan “Bırakın beni, ben Amerikalı’yım” repliği vardır herhalde. Hala çok gencim takıntısından hayata başlamayı bir başlangıç değil, bir son olarak görmekteler gerçeğini çıkarıyoruz.
Hikayeyi özetleyecek olursak, süper kahraman olduğunu sanan küçük bir çocuk vardır. Bu çocuk süper kahramanlıktan boşta kalan zamanlarında annesi tarafından paşa oğlum diye sevilmektedir. Çocuk yavaş yavaş büyür ve süper kahraman olamayacağının kısmen farkına varır. Fakat dünya üzerinde hala öyle takılmaya devam etmektedir. Artık karşısında süper olmayan bir dünyada süper kahraman vasıflarından aniden mahrum edilmiş bir madur olarak, sıradan bir insan gibi yaşayıp mutlu olmak gibi bir güçlük vardır. Hiç de süper olmayan bu hadise, kurduğu hayallerdeki kendi imgesini tamamen hiçlemektedir. Bu hal ve durum eğer şanslıysa 15-20 sene devam eder ve otuzlarının sonuna doğru azalrarak kırklı yaşlarda kısmi olarak yok olur. Yok eğer şansızsa bu illeti hayatı boyunca çekecek, sahip olduklarıyla mutlu olamayıp, ne aradığını bilemeyen küçük kart prens olarak, tatminsizliği ve mutsuzluğu andropoz zamanında tavan yapacak ve sapıtmaya varan boyutlara ulaşacaktır.
Tabii ki genellemeler yanlıştır, tabii ki herkes farklıdır, ve tabii ki istisnalar vardır fakat kaideyi bozmazlar. Tıpkı benim süper araba kullanıyor olmamın malesef gerçekten malesef genel kaideyi bozmadığı gibi.
kızmasın kimse, öperim gıdıdan
Gerçekten bilemiyorum. Anneleri tarafından küçük prens olarak yetiştirilmiş oldukları için diye düşünürdüm. (O da etkilemiştir mutlaka). Ya da genetik bir bozukluk. (Anne karnına düştüklerin andan itibaren çetin şartlara daha dayanıksız oldukları da bilimsel bir gerçek) Ya da günü kurtarmak üzerine kurulu bir mekanizmaları olduğu için ( avlandıkları dönemden kalma bir şey)...bilemiyorum. Ama hayatta mutsuz olmaktan korktukları için mutsuz olan, hayatla karşılaşmaktan tırstıkları için hayata başlayamayan o kadar çok erkek çocuk yetiştirildi ki bu dünya üzerinde. Bügün o mutsuzluk ve basiretsizlik bulutunun ağırlığı altında eziliyoruz insanlık olarak. Bunun dünyaya verdiği hasarı düşünmek bile istemiyorum.
Nedir erkeklerin aradıkları? Neyle mutlu olurlar? Ben mutluluklarının şartlardan bağımsız olarak kendi hakkındaki tahayyüllerinde gizli olduğunu düşünüyorum. Kendileri hakkında o dönemde kurdukları hayale ters düşerlerse, mutsuz er kişi vakası vuku bulur.
Hepimizin hayatında kendisine acı çektirmiş sonra gidip başka bi kadınla şıp diye evlenmiş erkekler vardır muhakkak. Eziyet objesi olarak neden seni seçmiştir, sonra o diğer kadına neden nazlanmadan teslim olmuştur hala bilemiyoruz. Diğer kadın kendisini daha mı çok mutlu etmiştir, hayır büyük ihtimalle. Bir teslimiyet ihtiyaçları olduğu da gerçek. Bunu da cebimize koyalım. Belki de nasıl dünyadaki tüm dişi canlılar nesil yetiştirmek için en uygun baba adayını aramak gibi bir güdüyle hareket ediyorlarsa, erkekler canlılar da teslim olabilecekleri (kendisine sonraları tehlike arz etmeyecek) bir dişi arama gibi bir güdülenme içindedirler. Bu arada “hala çok gencim” söylemini de unutmamak lazım. Sorumluluk almak için çok gencim. İlerlemek için çok gencim. En az bu kadar klişe Amerikan filmlerinde karşımıza çıkan “Bırakın beni, ben Amerikalı’yım” repliği vardır herhalde. Hala çok gencim takıntısından hayata başlamayı bir başlangıç değil, bir son olarak görmekteler gerçeğini çıkarıyoruz.
Hikayeyi özetleyecek olursak, süper kahraman olduğunu sanan küçük bir çocuk vardır. Bu çocuk süper kahramanlıktan boşta kalan zamanlarında annesi tarafından paşa oğlum diye sevilmektedir. Çocuk yavaş yavaş büyür ve süper kahraman olamayacağının kısmen farkına varır. Fakat dünya üzerinde hala öyle takılmaya devam etmektedir. Artık karşısında süper olmayan bir dünyada süper kahraman vasıflarından aniden mahrum edilmiş bir madur olarak, sıradan bir insan gibi yaşayıp mutlu olmak gibi bir güçlük vardır. Hiç de süper olmayan bu hadise, kurduğu hayallerdeki kendi imgesini tamamen hiçlemektedir. Bu hal ve durum eğer şanslıysa 15-20 sene devam eder ve otuzlarının sonuna doğru azalrarak kırklı yaşlarda kısmi olarak yok olur. Yok eğer şansızsa bu illeti hayatı boyunca çekecek, sahip olduklarıyla mutlu olamayıp, ne aradığını bilemeyen küçük kart prens olarak, tatminsizliği ve mutsuzluğu andropoz zamanında tavan yapacak ve sapıtmaya varan boyutlara ulaşacaktır.
Tabii ki genellemeler yanlıştır, tabii ki herkes farklıdır, ve tabii ki istisnalar vardır fakat kaideyi bozmazlar. Tıpkı benim süper araba kullanıyor olmamın malesef gerçekten malesef genel kaideyi bozmadığı gibi.
kızmasın kimse, öperim gıdıdan
Subscribe to:
Posts (Atom)