Saturday, February 16, 2008

örtünme halleri üzerine

Uzun süren bir aradan sonra, ülke hal ve gidişatındaki vehametin, dünya hal ve gidişatını çoktan gölgede bıraktığı bu günlere geldiğimizde, uğruna herkesin birbirini neredeyse parçaladığı, bazı kesimlerce “türban”, karşıt kesimlerce ise “başörtüsü” denilen bez parçası üstüne iki kelam etmenin zamanı geldi diye düşünüyorum. Çok uzun süredir bu konu üzerine bir şeyler karalamak istememe rağmen sahip olduğum/olduğumuz ara-dere bakış açısını kelimelere nasıl dökebileceğimi de bir o kadar bilemez durumdayım. Konu bu provokatif bez parçası olduğu zaman gerçekten çok karışık fikirler ve duyguların hükmettiği karmakarışık haller söz konusu oluyor. Bu karmakarışıklığı net olmaya çalışarak resmetmek ne kadar mümkün göreceğiz.

Türbanın ya da başörtüsünün ya da ismi her ne hal ise o örtünün ben de ilk uyandırdığı duygu ne yalan söyliyeyim, mide bulantısı... Hele bir de çeşitlilik, zenginlik laflarıyla yanyana getirildiğini duydukça mide bulantısı artan bir kusma hissine dönüşüyor hiç vakit kaybetmeden, çünkü bu örtünme hadisesine her ne kadar semioloji disiplinin bile şaşıracağı kadar çok sembol atfedilse de (modernite, şehirleşme, mazbutluk vs) aslında kendisinin pek konuşulmasa da açık ve seçik tek bir ifadesi var, o da cinsellik, daha doğrusu kadın cinselliğinin yok edilmesi. En azından en temelindeki motif bu. Örtünmenin bu kadar dile getirilmesinin ise eciş bücüş bir cinsellik anlayışıyla çok paralel gittiğini düşünmekteyim. Ve bu yüzdendir ki kadınların örtülerek veya başka şekillerde ezildiği toplumlarda cinsellik en sapık/sapkın/ tutsak halleriyle yaşanmakta. Örtünmek de böyle bir dünyayı adeta meşrulaştıran sembollerden biri sadece.

Hemen hemen bütün kültürlerde kadının bir seks objesi olması ve bununla bağlantılı olarak bu kültürlerin bazılarının geçmişinde bazılarının da şimdisinde seks objesi olan kadının aynı zamanda toplumsal huzuru ve verimi baltalayan, içindeki cinsellikten dolayı özünde barınan nevrotik olma, baştan çıkarma ve akıl çelme yetilerinden ötürü vahşi bir at gibi kontrol altına alınması gerekliliği kadına karşı gösterilen ayrımcılık ve tahammülsüzlüğün en belirgin sebepleridir. Bu kontrol altına alma ihtiyacının kültürüne göre değişen çok farklı tezahürleri olmuştur tarihte ve günümüzde. Batı, histeri kelimesini binküsur yıl önce bir kadın hastalığı olarak ilan etmiş, bu buluşuyla da adeta huzur bulmuştur. İlk Hipokrat tarafından ortaya atılan bu hastalık, Viktoryen İngiltere'de ve 19. yüzyıl Avrupasında bolcana itibar görmüş, kadının cinsel açlığından kaynaklandığına ve vajinadan beyne kan gitmesiyle ortaya çıktığına inanılan histeriyi tedavi etmek için bolcana kan akıtmak gerektiğine inanılmıştır ve malesef bu amaçla bol miktarda kadın kanı kanı akıtılmıştır o dönemlerde. Günümüzde de Afrika vs gibi yerlerde kadın genital organının kesilerek sünnet edilmesinin artında yatan amaç yine toplumsal huzurdur. Kadını kontrol, kadının, aklı baştan alan ve toplumsal düzeni bozan potensiyel histerisini güdümleme ihtiyacıdır.İslami kültürlerin tercih ettiği “kadını örtme” belki de bu kontrol metodları içinde en masum gözükenidir. Ama günün sonunda amaç yine aynı amaç , hedef yine aynı hedeftir.

Kadın islami paradigma içinde de sırf varoluşuyla tahrik eden, salt özel alana ait, kamusal alanda yer alması çok da uygun olmayan bir cinsellik objesidir. Bu objenin kendinden menkul en önemli özellikleri yine erkeği baştan çıkarması, toplumsal huzuru bozması, aklı çelinmeye meyilli erkeği cebren ve hile ile aklını başından alarak doğrudan yanlışa sürüklemesidir. Bütün din kitaplarının birinci paragrafı da bunu anlatır. Havva’nın Adem’i nasıl ölçüsüzlüğü, ve şehvetiyle yoldan çıkardığı hikayesi nerdese insanlığın ve kadın ayrımcılığının tarihini belirlemiştir. Kadın seksdir, seks yoldan çıkarır, yoldan çıkmamak için kadını kontrol etmek ve erkeğin kendi belirleyeceği koşullar içinde seks yapabileceği bir toplumsal düzeni kurmak gerekmektedir.

Güzide ülkemizde kanımca en şaşırtıcı olan, örtünme söz konusu olduğunda aynı fikirde olan ve olmayan bütün kesimlerin bu hadiseyi tamamen başka bir boyutta tartışmayı seçmiş olmalarıdır. Meseleyi, özgürlük ve modernizasyon ekseninde konumlandıran muhafazakarlar, ortaya bir tutam da zulüm edebiyatı serperken, yine benzer eksende tartışmayı tercih eden yazar- çizer- akdemisyen takımı (hele akademisyen olanları en enteresanı) örtünmenin altında yatan kendilerince anlamlı bir dizi sembolü okuyabildiklerini ve anlayabildiklerini iddia ederken, kendilerine Kemalist denen ve diyen, içlerinde hem Bedri Baykam kadar itici ve bu sıfatı ziyadesiyle hakkeden karakterlerin, hem de konuştuklarında gözlerinizi dolduran, kendilerine cumhuriyet kadınları adını veren emekli öğretmenler ve nur yüzlü teyzelerin de bulunduğu bir kesim de türbanın resmileşmesiyle baraber bu ülkenin Atatürk’ün yarattığı en önemli değerlerini kaybettiğini söyleyerek tartışmaya katılmaktalar. Yine akademisyen ve yazar çizerlerden oluşan ikinci grup tüm tartışmaların kesimler arası iktidar mücadelesi olduğunu ifade etmektedir aynı zamanda. Ancak bir iktidar mücadelesi varsa o da erkegin kadını daha da ikidarsızlaştırmak için yüzyıllardır verdiği mücadeledir.

Bu konu üzerinde Türkiye’de hem ekonomik hem de kültürel sınıflar arasında bile bir mutabakat sağlanamamış olması, anıtkabire eline bayrağını alıp koşan kadınlar arasında başı bağlı olanların, bezi destekleyenler arasında ise ciddi bir mürekkep yalamış entelijensiyanın olması herkesin ezberini daha da bir bozar hale getirdi. Kafamız o kadar çok karıştı ki adeta kimin ne olduğunu ve kime güveneceğimizi bilemez olduk. Tıpkı geçen gün arabasına bindiğim taksicinin “kürtler gidince bu mahalle daha iyi olacak” demesi üzerine "iyi de ben de kürdüm" dediğimde duymuş olduğu dehşet dolu şaşkınlık gibi. "Kusura bakma abla hiç benzemiyorsun" derken ki şoke olma hali, gözlerinden okunan “artık kime güveneceğimizi bilmiyoruz” metnindeki gibi bir daimi şaşkınlık hali içindeyiz türban ve etrafını saran bütün tartışma konuları söz konusu olduğunda.

Dünyada ve tarih boyunca yaşam alanı ikiye bölünmüştür. Özel ve genel (mahrem ve kamusal) alan. Toplumbilimcileri de içeren yazar çizer entelijensiyasının örtünmeyi bu kadar destekler gözükmesinin ardında yatan en önemli sebep, kadının özele erkeğin de kamusala sahip olduğu bu alan bölüşümündeki dengeyi değiştirmek ve kadının kamusalda da paydaş olabilmesi için kadını dışarı çıkaran, kadını özgürleştiren özelden kamusala atlatan bir araç olarak konumlandırmış olmalarıdır. Bu bağlamda muhafazakar kesimle birebir aynı dili konuşmaya başlarlar. Oysa ki ortada atlanılan en önemli gerçek şudur; şartlı koşullu özgürlük olmaz. Örtünerek dışarıya çıkabilmek ( kamusalda yer alabilmek) hapishaneden dışarı ancak kelepçeyle çıkabilmeye benzer.

Bugün örtünmek erkek iktidar odakları için hala malesef salt cinselliği temsil ediyor. Fakat kadınlar için örtünmek bir dini vecibe olmaktan çoktan çıkmış durumda. Kendi sosyal sınıfları içinde bir kabul edilme koşulu, bazen bir iş bulmak, bazen okula gitmek, bazen de evlenmek, hatta sevgili bulabilmek için bazense sadece yolda yürüyebilmek için bir ön koşul. Yani bir nevi özgürlük. Ön koşulun özgürlükle içiçe girip kafaları karmakarışık ettiği garip bir hadise. Akademisyenlerin okuyup anladıklarını iddia ettikleri şey de bu.

Bu konunun en kalp kırıcı tarafı ise, bir yandan da üniversite kapısından içeri girebilmek için zavallı kızcıkların içinde düştüğü o eciş bücüş eğreti haller…Ki onlar da en az örtünme esaretleri kadar iç paralayıcı. Kafalarına geçirdikleri insanın içini buran çirkinlikteki peruklar, piyasaya sırf bu amaçla sürülmüş olduğuna emin olduğum Mary Poppins şapkaları (içlerinde en hüzünlü duranı bunlardır bence) bazen de hiçbirşey takmadan girmeyi tercih ettiklerinde o yüzlerindeki çaresizlik ve ne yapacağını bilememe durumu yine ve yine kadını rencide edici bir sosyal olgu oluşturuyor. Kendi sosyal çevresinde başını örterek hayata karışabilme ön koşulu, kamusal alanda başını açma koşuluna dönüşüyor. Ve bu koşullar ve dayatmalarla dolu hayat kadının esaretini , tutsaklığını gittikçe daha da pekiştiriyor. Zamanında hangi dayatma daha güçlü beyin yıkamışsa, kendini ondan yana görüp, diğerine diş biliyor.

Hem bu yasakları çıkaranlardan hem de genç kızına örtünmenin ne güzel bir şey olduğunu usulca fısıldayarak, ona kısaca artık yaşı itibariyle potansiyel bir seks objesi olduğunu söyleyen sonra da meclislerde bunun bir kişisel özgürlük olduğunu çığıranlardan eşit şekilde tiksinme hakkım var mı bilemiyorum? Bu eşit tiksinme durumu, “şu durumda üniversitlerde örtünme yasağının kaldırılması karşısında ne gibi bir tavır almalı” sorusu karşısında bir duruş gösteremiyor ne yazık ki. Evet ben de etrafında türbanlı görmek istemeyen bir sosyal sınıfa mensubum, evet ben de türbanı yobazlık, gericilik olarak görüyorum ve evet duygularım tiksinti ve hatta biraz da korku. Ama kadının devamlı maruz kaldığı bu dayatmalar dünyasından da nefret ediyorum ( örtünme veya örtünmeme dayatması)Sanırım günün sonunda bir seçim yapmam gerekirse kadının örtünerek özgürleşmesi ve bunun devamı olan örtünme özgürlüğünün elinden alınması yalanına, örtünmeyerek üniversiteye girebilme dayatmasına kıyasla daha çok dayanamıyorum. Ve örtünme hakkının elde edilmesi mevzusunda, sırf yalan üzerine inşaa edildiği için ve bu ülkede artık malesef bir taraf olma zorunluluğu olduğu için daha çok türbana hayır diyen tarafa kayıyorum. İçim parçalansa bile…

14 comments:

tangerine said...

muthis olmus yazin hayatim. eline agzina o guzel beynine saglik.

Anonymous said...

ozgurluk ikilemi enteresan bir nokta. turban takarak ozgurlesme ozgurlugu.

abinco said...

basladigin noktada bitirmissin kutadgu. yazinin sonuna dogru varmamissin yargina, hep oradaymissin zaten.

Kutad Gubilik said...

sallama abinco

pesto said...

madem yorumlamaya basladik buraya da koyalim iki satir. bu konuda ic parcalanmasina hic gerek yok gibime geliyor benim. eger bir insan evladi basini ortmeyi "tercih" etmisse, universiteye nasil girip ciktigini duzenleyen kanun onun bu konudaki "secim"ini degistirmeyecektir. amma velakin sen bunu yasaklamayi kendine yol olarak secersen, o zaman kutuplasmayi da, bolunmeyi de kafadan davet ediyorsun demektir. ister ozgurluk acisindan ele alalim, isterse kutuplasma acisindan... yasak kimseye fayda getirmez, getirmemistir.

Cem said...

bir kadinin ortunmesi ne kadar ozgur bir tercih???, ne kadari bu tercihi ozgurce yapmistir??? hakikaten eline aklina saglik, aslinda ozgurluk amaciyla kaldirilan yasagin, kadin ozgurlugunu kisitlamanin tesvik edilmesinden baska birsey olmadigini pek guzel anlatmissin.

pesto said...

Sanirim "tercih" ve "secim" kelimelerini tirnak icinde yazdigim dikkatinizden kacmis. Ama yasanin kaldirilmasi ile bu kararin ne kadar ozgur bir tercih oldugunun arasinda bir baglanti kuramayiz, kaldi ki o bize dusmez.

Gercekten bilerek, isteyerek ve secerek basini orten insanlar varsa - ki vardir, onlarin ozgurluklerini ellerinden almaya hakkimiz var mi?

Yarin obur gun birisi bana gelse ve "senin islamiyeti kabul etmemen ozgur bir tercih degil, ben boyle dusunuyorum, bu baglamda seni musluman yapan bir yasa cikaracagim" dese benim pek hosuma gitmez sahsen. Uzun lafin kisasi, devletin kimin hangi karari ozgurdur diye sorgulama hakki yoktur; o kisi resit oldugu surece. Devlet herkese esit uzaklikta durmakla yukumludur, laiklik dedigimiz zivanadan cikmis olgunun ozu de budur.

Kutad Gubilik said...

sevgili pesto, herşeyden önce yazar bırda başını örtme özgürlüğündeki paradoksal duruma dikkat çekmek istemekte. Wittgenstein dilimin snırları dünyamın sınırlarıdır derken, tam da bu türden tuhaf meselelere parmak basmaktadır kanımca. Baş örtme meselesi özgülük platformunda ve jargonunda tartışıldığı sürece, paradoks olmaya devam edecektir. Inanc bence dokunulmazlığı olan bir arena diil. Inanç özgürlüğü dendiği anda misal ben de çok hastalıklı yerlere taşıyabilirim mevzuyu... Pedofili de bir inanç meselesi olabilir, faşizm de (ki bu kavramları inanç ekseninde ele alan toplumlar mevcut) ya da uyuşturucu bağımlılığı da... önemli olan o inanç sistemini kuran dinamikler ve o sistemin önermeleri ve bu önermelerin "sound" olup olmadıkları ... reşitliği de o kadar abartmamak lazım bi de. reşit olana kadar maruz kalınan (okul, aile vs gibi kurumlar tarafından) ideolojik bombardımanlar zaten özgür tercih hadisesini tamamen sekteye vurmuşlar.(bknz. Althusser)

Kutad Gubilik said...

bu arada devlet kimseye aynı mesafede durmaz tanımı gereği, ideolojisi neyse, o ideolojiye yakın durana yakın durur.

pesto said...

Herhalde toplum duzeninden bahsederken kanunlari en ekstrem ornekleri de mutlu edecek sekilde koymayacagiz. Bunlarin bir siniri vardir (o siniri kim koyar tartismasina hic girmeyelim simdi), o bakimdan pedofili ornegini cok da alakali bulmuyorum acikcasi.

Konunun paradoksal olarak gordugunuz yanini anlayabiliyorum, ancak o paradokstan dolayi bu yasaga destek vermeyi de biraz paradoksal buluyorum.

Yani biz diyoruz ki, biz ustun insanlar olarak, basi ortulen insanlarin bas ortmesinin kendi secimleri olmadigina karar verdik (onlar adina). Bu insanlarin baslarini kapatmasi tamamen bilincsizce yaptiklari bir eylemdir, kadini seks objesi olarak goren bir zihniyetin dayatmasidir. Oyleyse biz bu bilincsiz insanlari universiteye almayarak bilinclerini gelistirmelerini de engelleyelim. Iyice kutuplasalim, "biz ve onlar" olalim. Bu insanlarin universiteye girmemesi hem universitelerin, hem ulkedeki diger kadinlarin, hem de kendinlerinin hayrina olacaktir...

Af buyurunuz; gercekten cok isterdim ama sizin kadar okumus bir insan degilim, ne Wittgenstein'i ne de Althusser'i taniyorum, verdiginiz bkz'in tahrikiyle okuyacagim kendilerini. Belki o zaman fikrim degisir. Ancak o zamana kadar benim tek dayanagim Insan Haklari Evrensel Beyannamesi, madde 26. Belki cok saf olabilir bu yaklasim, belki de konuyu ozgurluk platformuna tasiyan muhafazakarlarin oyununa gelmisimdir, ama benim icin dogru olan budur. Baskasi adina karar verme yetkisini goremiyorum kendimde...

Tabii universiteye gidemedigi icin belki de kaybettigimiz onlarca yetenek de cabasi. Belki cok iyi bir yazar, cok iyi bir muhendis olacak genc beyinler... Hatta belki okuyup, kendisine yapilan dayatmalarin farkina varacak insanlar... Konuyu fazla "bu cocuklar bizim" zeminine tasimak istemiyorum acikcasi ama bunu da yazmadan edemedim.

Devletle ilgili yorumunuzu da tam anladigimi soyleyemeyecegim. Benim bildigim devlet (yine tanimi geregi) butun vatandaslarina ayni hizmeti (ogrenim gorme hakki) goturmekle yukumludur. Nasil bir ideoloji bu yasagi koyduruyor ve hangi vatandaslarina daha yakin tutuyor bizim devletimizi, onu goremiyorum.

Kutad Gubilik said...

sevgili pesto,
örtünmenin özgür bir tercih olmadığını "biz üstün insanlar" olarak değil, ben kadın olarak söylüyorum. Kadın olmanın ne demek olduğunu az çok bildiğimi düşünüyorum.Bir de bugün örtünmenin timsali haline gelmiş kadıncıkların örtünme hikayelerini öğrendikten sonra söylüyorum... Aralarında intaharı bile düşünenler olmuş Emine Erdoğan gibi... Devlet konusuna gelince, devlet kavramının özünde ideoloji vardır, yani herkese eşit mesafede olma hikayesi ayaktır, yani bu palavrayı atan bir devlet görevlisi görürsen de (baş harfi T) sakın inanma, koşarak uzaklaş. Yani kadrolaşma, yandaşlarını önemli kadrolara getirme, sermayeyi ideolojilerini destekleyen zümrelere kaydırma gibi eylemler sadece AKP değil tüm hükümetler tarafından uygulanmıştır, ve uygulanmaları da doğaldır, çünkü devlet varolabilmesi ve varlığını pekiştirebilmesi için ideolojisini üreterek yaşatabilmek zorundadır.

breberber said...

olayın sivil tarafindan bakarsak, pornografinin kadını ozgurlestırdigını savunan akademikler de var ve olucaktır. burda da belki soz konusu kadınların yuzde onu ozgurlesıyodur. bu sistımların mesru gorulmesi kimin isine yariyo acep ve iradeleri dışında bu varoluşa itilen bissuru kadın, erkek egemen somuru sisteminin mengenesinde, gun be gun ezil ezil duruyo iste, birileri de bunu normal goruyo... kadınları metalastiran, caresiz bırakan durumları hor goruyorum iste var mı... bu tercihi yapan kizlara da küstüm oldu mu?

pesto said...

Gercekten anlamakta gucluk cektigim o kadar cok sey var ki burada yazilan fikirler icinde. Dikkatli de okumaya calisiyorum ama herhalde dediklerinizi benim man kafam almiyor.

Oncelikle bir on aciklama: Burada yazilan fikirlerin sahiplerinin nasil boyle bir yasagi destekleyebildigidir benim anlamadigim. Yoksa "turban kadini ozgurlestirir" filan demis degilim, o tarafa dogru hafif bir sarkma olmus sanki sonlara dogru yorumlarda, onu bir netlestirelim.

Erkek egemen toplum diyoruz, kadini meta gorenler diyoruz, sactan tahrik olanlar diyoruz... Bu zihniyetteki erkeklerin hepsi universiteye elini kolunu sallayip girerken, basini orten (ya da hadi "basi ortturulen") kisiye "Sen giremezsin!" diyoruz. Intihari dusunenlere sirtimizi gosteriyoruz bir anlamda. Sonra da kadin haklarini mi savunuyor oluyoruz? Benim basit dusunce yapim icin cok paradoksal geliyor bu.

Ben hala israr ediyorum, bir kadin olarak da sizin (siz derken yasa koyucunun) baskalarinin yasamlari hakkinda "bu ozgur bir tercih yapmistir", "bu ozgur degildir, kakilmistir" deme luksu yoktur. Bir baska zamanda ya da mekanda, birisinin size gelip "Senin basini acik tutman ozgur bir secim degildir, benden onceki duzen seni buna zorlamistir, bundan sonra universiteye basin acik giremezsin" demesine benzer bu.

Aslinda devlet-ideoloji konusuna da girmek istiyorum, ama sanki o baska bir yazinin yorumu olacak, konuyu bulandirmamak adina burada sonlandiriyorum yorumumu. Saygilarimla.

Anonymous said...

:) on senelik ikilemime bu kış son verirken geldiğim nokta seninkiyle aynı!

z.e.